Türkçe   English   
Sensei

Sensei

Sensei Ne Demek?

Sensei Japonca iki kanji’nin ( SEN ve SEİ ) bir araya gelmesiyle doğan bir kelimedir. Edebî yönden iki kelimeden oluşmaktadır:

 
SEN: Daha önce, bir evvelki, öncelik, gelecek, gidilmesi gereken yer, yön, tepe, birinci sıra, güç, nükte
 
SEİ: Hayat, yaşamak, yaşatmak, kullanmak, bir çocuğu taşımak, doğmak, temiz.

Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında BUDO’daki kelime anlamı Türkçe’ye çevrildiği zaman; Öğretici, Usta demektir. Önemli olan bu kelimelerin altında yatan değeri anlamaktır. Gaflet içinde olmayan, bilenler yani BUDO terbiyesi içinde yetişenler için basit bir kelime değildir. Saygı gösterilen, onursal bir ünvandır. Önde giden, yol gösteren, bilgiyi rehber edinmiş, insanlık değerleri üst seviyeye ulaşmış, mütevazı, şahsiyet ve karakter sahibi, kalbe giden yolu açık, etrafına ışık saçan, egosundan sıyrılmış kişi demektir. BUDO’da ulaşılacak en büyük ünvanlardan birisidir.

 

O’Sensei Morihei Ueshiba

Aikido’nun kurucusu olan Morihei Ueshiba, 14 Aralık 1883 tarihinde şimdi Tanabe olarak bilinen Wakayama bölgesinde bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Beş çocuk içindeki tek erkekti. Babası Yoroku’dan bir samurayın kararlılığını ve içişlerine olan ilgisini, annesinden ise sanat, din ve şiire olan ilgisini aldı. Küçüklüğünde Morihei hasta ve zayıf bir çocuktu. Bu yüzden dışarıda oynamak yerine evde kalmayı tercih etti. En no Gyoja ve Kobo Daishi adlı azizlerin göz kamaştırıcı efsanelerini dinlemeyi severdi. Budist inanışlarından etkilenirdi. Hatta bir zamanlar bir Budist rahip olmayı bile düşündü. Oğlunun bu tür hayallerinin önüne geçmek için babası ona Kichiemon adındaki ve zamanının en güçlü samuraylarından olan büyük-büyük babasının- hikayelerini anlatırdı. Onu Sumo güreşi yapması ve yüzmesi için cesaretlendirirdi.

12 yaşlarındayken babası, yerel konsey üyesi Yoroku, köylerinin en belirgin şahsiyetiydi. “Şehrin zorbaları” diye adlandırılan, babasının siyasi muhalifleri, sık sık tartışmak için evlerine gelir; bazen de bu tartışmalar oldukça kızışır çirkin hakaretlere, bağırışlara dönüşürdü. O günlerde küçük Morihei ruhunun bu tartışmalarla dağlandığını hissetmekte ve ne pahasına olursa olsun, kuvvetlenip bu saldırgan insanları evlerinden dışarı atacağına yemin etmektedir.

Büyüdükçe balıkçılık öğrendi ve köyünün yıllardır sürmekte olan sınır problemini halletti. Bu başarısı ile çevresinde tanınmaya başladı. Artık babası için baş ağrısına dönüşen işleri de, o çözmeye başlamıştı. Tam delikanlılığı yaşıyordu. Bükülmez bir ruhu, yorulmak bilmez bir çalışma gücü vardı eğer başkaları diğerlerinin iki misli çalışıyorsa, o dört mislini yapıyordu. Başkaları 40 kg taşıyorsa, o 80 kg taşıyordu. Onun tez canlı huyu kendisini yerel bir “pirinç pişirme” yarışmasında gösterdi. Bu yarışma esnasında kullanılan balyozun garip , uzatılmış şekli, ağırlığı ve karışımın soğumadan istenilen kıvama gelmesi için gerekli darbeyle dövülmesi gereği, ortaya zorlu bir yarışma çıkartıyordu. Yarışmada on tane güçlü rakibi olmasına rağmen hepsini yendi, hatta sonunda taş çanak kırıldı. Katıldığı diğer yarışmalarda da aynı sonuca ulaşınca, artık halk, yarışmaya katılıp da çanakları kırmasın diye ona şeref misafirlerine uygulanan biçimde çay, kurabiye ikram edip yarışma sahalarından uzak tutmaya çalışıyordu.

1901’de 18 yaşında, büyük bir tüccar olan amcasıyla Tokyo’ya gitti. Savaş sanatlarına karşı olan ilgisini keşfetti. Kito-ryu dojosundaki Ju Jutsu ve Shinkage Ryu’daki kılıç çalışmalarını çok sevdi. Ama maalesef, ciddi bir beriberi hastalığı onu evine geri dönmeye zorladı. Burada Itogawa Hatsu ile evlendi.

Rus-Japon savaşı sırasında sağlığını kazandıktan sonra orduya yazılmak istedi. Beş feet’in (yaklaşık 153 cm) hemen altında olan boyu nedeniyle gerekli minimum şartları sağlayamadı. O kadar üzüldü ki boyunu uzatmak için ormana gidip ağaçlara asıldı. Sınavı geçmek için ikinci denemesinde başarılı oldu ve 1903 yılında piyade olarak orduya katıldı. Görev esnasında komutanları tarafından beğenildi ve komutanı kendisini Ulusal Ordu Akademisine tavsiye etti. Ancak çeşitli nedenlerle o, bunu reddetti ve aktif görevden istifa etti.

Tamura Shihan

2 Mart 1933 de Osaka- Japonya’da doğdu. Soyu Japonya’nın asil ailelelerinden gelen Tamura’nın babası da kendo ustasıydı. Nobuyoshi Tamura 1953 yılında Aikikai Hombu Dojo’ya Morihei Ueshiba’nın uchi-deshi’si olarak katıldı. O-sensei’nin en iyi öğrencisi olan Nobuyoshi Tamura, kurucunun pek çok gösterisinde kendisine eşlik etti. 1964’de Aikikai’nin resmi temsilcisi olarak Fransa’ya yerleşti. Kendisi Milletlerarası Aikido Federasyonu’nun (IAF) kurucusu olup, Teknik Yüksek Konseyi (Superior Concil) temsilciliğini yaptı. Fransız Aikido Federasyonu milli teknik danışmanı olan Tamura Sensei dünyanın en yüksek Aikido ustası sayılmaktadır. 65 yıldır disiplin sanatlarını (Budo) çalışan Tamura Shihan, aynı zamanda pek çok ülkenin de güvenlik kuvvetlerinin teknik eğitmenliğini yapmıştır.

Nebi Vural Sensei

Savaş sanatlarıyla henüz 15 yaşındayken tanışan Nebi VURAL, 1951 yılında Türkiye’de doğdu. Yüksek tahsiline devam etmek üzere gittiği Fransa’da, 1973 yılında Nobuyoshi TAMURA Shihan ile tanıştı ve o tarihten itibaren TAMURA Shihan’ın öğretisine kendini adadı. Japon ustalara çok yakın, çalışkan ve Hocasına yürekten bağlı bir öğrenci olan Nebi VURAL Sensei, mükemmel bir takipçi ve forma saygı örneği olarak tanınmıştır. Türkiye Aikido ve Budo Sanatları Federasyonu Teknik Direktörlüğü görevinin yanı sıra, birçok ülke federasyonunda “Teknik Danışman” olarak görev almaktadır. En önemli görevi, Aikido eğitmenlerinin eğitimlerini vermektir. Uzun yıllardır, Aikido’yu yaymak ve eğitmenleri eğitmek için her hafta, Avrupa ve Asya’nın farklı bir ülkesinde eğitim vermektedir.

 

 

 



Sayfa Kategorisi: Aikido