Türkçe   English   
Aikido Hakkında

 

Aikido Nedir?

Aikido’nun merkezinde ‘ki’  kavramı, diğer bir deyişle ‘yaşam gücü’ kavramı yatar. Aikido çalışmaları, her bireyin içinde akmakta olan evrensel ki‘nin birliğini sağlamaya yöneliktir. “Ahenkli Ruhun Yolu” olarak Türkçeye çevirebileceğimiz Aikido’da, diğer budo sanatları gibi, tekniği, bedeni ve zihni birleştirmeyi amaçlar. Kişinin Aikido’yu yüreğinde taşımasının yolu,Ai-ki“nin (ki ile uyumun) kökeninde yatar; bu da aikidonun kurucusu Ueshiba Morihei’e göre “sevgi”dir.

Budo sözcük anlamı olarak “savaş yolu” demektir. Aikido da bir budo sanatı olduğundan, Aikido teknikleri, Japonya’nın feodal zamanlarında yer alan savaşçıların geliştirdiği muharebe tekniklerinden faydalanılarak ortaya çıkmıştır. Öte yandan, Morihei’nin felsefesi, kullanılan teknikler ile göğün ve yerin ruhunu bir araya getirmeyi, böylece bedeni ve zihni, her şey için koşulsuz olarak var olan sevgi ile eğitmenin bir ‘Yol’unu yaratmayı amaçlamaktadır.

“Ai-ki“deki “sevgi”, arınma ve aydınlanmaya giden yol olarak kişinin egosunu ve samimiyetsizliğini dindirmeye çabalar. “Aikido”daki teknikler disiplin gerektirir ve “evrenin yasaları” vasıtasıyla bedeni ve zihni bir araya getirmeye çalışan sürekli yolculukta bir araç rolündedir. Asıl amaç tekniklerin mükemmelliği değildir; uygulayanın karakterinin ve insanlığının evrenin yasalarına uygun olarak gelişmesidir.

Aikido’nun Tarihi

Artık Aikido sözcüğü dünya çapında bilinmektedir. Bu budo sanatının kurucusu Ueshiba Morihei (1883-1969), günümüzde Wakayama İli olarak bilinen bölgede doğmuş ve 1897’de birçok dövüş sanatını çalışmaya başlamıştır.

Günümüze ulaşan kayıtlara göre, Kito-ryu, Gato-ha Yagyu-ryu ve Daito-ryu dâhil olmak üzere çeşitli jujutsu stilleri öğrendi. Çalışmaları sırasında, öldürerek kazanmayı düstur edinmiş mevcut ideallerden şüphe duymaya başladı. Bu memnuniyetsizlik Morihei’nin Aikido’yu kurmasındaki itici gücü oluşturdu.

Kasım 1919’da, Hokkaido gelişim projelerinde çalışırken Morihei babasının kötü sağlık durumunu bildiren bir telgraf aldı. Hokkaido’dan ayrıldı ve memleketine dönerken trende, hastalıkları iyileştirmek için mucizevî güçleri olan biri hakkındaki bir konuşmaya kulak misafiri oldu. O kişi Omoto-kyo dini hareketinin lideri Deguchi Onisaburo (1871-1948) idi.

Hasta babasına yardımcı olabileceğini düşündü Morihei. Onisaburo’nun yardımını istemek için Kyoto eyaletindeki Ayabe’nin yolunu tuttu. Deguchi Onisaburo ile karşılaşması kaderini belirleyen bir olay oldu ve tinselciliğe olan hayranlığının artmasını sağladı. Ertesi yıl 1920’de Morihei, Ayabe’ye taşındı ve orada bir dojo kurdu. 1922’den itibaren kendi savaş sanatı tarzını “aiki-bujutsu” olarak adlandırdı.

1925 yılında bir gün Morihei hayatını değiştirecek bir aydınlanma yaşadı. Her şey sevgiyle örtüldüğünde ve doğal enerji ya da ki ile aktığında, gerek kişinin kendisinin, gerekse başkalarının zihin, ruh ve bedende bütünleşebileceğini fark etti.   Bu farkındalık daha şiddet içeren ve çatışmacı savaş sanatları karşısında onun felsefesinin temeli oldu.

1927’de Amiral Takeshita Isamu’nun daveti üzerine Tokyo’ya taşındı. O tarihten itibaren Tokyo kendi savaş sanatını tanıttığı etkinliklerin merkezi oldu. 1931’de Wakamatsu Shinjuku’da Kobukan dojo’yu inşa etti.  Sağlık Bakanlığı, hükümet teşkilatının faaliyetleri kabul ettiğinin göstergesi olarak, 1940 yılından itibaren kuruluşuna maddi yardım toplama izni verdi.

İlk öğrencilerinin hepsi de (askerler, asilzadeler, işadamları vb.) kişisel bağlantılarla tanıştırılmıştı.  Konuya ilgili özel gruplardan gelen eğitim isteklerini kabul etti, ancak başlangıçta halka açık ders vermedi. Morihei, Aiki-bujutsu’nun kitlelere öğretilmesi halinde tekniklerin alçakça amaçlar için gelişigüzel kullanılacağından endişe ediyordu.

Morihei’nin sanatının adını Aikido olarak değiştirmesi büyük olasılıkla 1942 yılına rastlar. O zamana kadar Aiki-jujutsu, Ueshiba-jujutsu, Aiki-budo ve Aiki-bujutsu gibi birçok ad kullanılmıştır. Bu değişiklik, o zamanlar Japonya’daki harp sanatlarını bir şemsiye altında toplayan Dai-Nippon Butokukai adlı organizasyonla ortaklık kurduğu zamanlara denk gelir. Aynı yıl, Morihei’nin oğlu, Ueshiba Kisshomaru, organizasyonun baş dojosu olan Kobukai Hombu Dojo’nun başına getirilmiştir. Bütün idari işler Kisshomaru’ya devredildiğinden, Morihei Aikido’yu yaymak için daha fazla imkân elde etmiştir. 1947’de yeniden teşkilatlandırılan Kobukai adı Aikikai olarak değiştirilmiştir.

 

Aikido’nun Kavramı ve Teknikleri

Morihei, “Ai-ki Yolu”nun nasıl evrildiğini ve ideallerinin diğer harp sanatlarının yorumlarından nasıl farklı olduğunu açıkladı. “Ben şu ana kadar Yagyu-ryu, Shin’yo-ryu, Kito-ryu, Daito-ryu ve Shinkage-ryu dâhil olmak üzere birçok dövüş sanatını çalışmış olsam da, Aikido bunların bir karışımı değildir.” Ai-ki teriminin Morihei tarafından çalışılan bu klasik stillerde de yaygın olarak kullanılması, özde de aynı oldukları yanılgısına yol açmıştır. Özellikle Daito-ryu’da bu durum geçerlidir; öyle ki bazı hatırı sayılır Japon ansiklopedilerinde Aikido ile Daito-ryu aiki-jujutsu arasında ayrım gözetilmemiştir. “Oluşturduğum bu ‘Yol’a Aikido demeye karar verdim. Klasik savaşçıların benimsediği ai-ki ile benim yorumladığım ai-ki arasında önemli bir fark var.”

Morihei, Daito-ryu’yu “dirilten” Takeda Sokaku (1859-1943) ile Nisan 1915’te, Hokkaido’da bir imar işi üzerinde çalışırken tanıştı. Morihei , hemen Sōkaku’nun öğrencisi olup her fırsatta onunla çalışmaya başladı. 1916 yılının Mart ayında Sōkaku, Morihei’yi bir eğitmenlik izni ve okulun ustalık belgesiyle ödüllendirdi.  Morihei’nin Takeda Sōkaku ile olan ilişkisi eski jujutsu hocalarıyla olan ilişkilerinden farklıydı. Morihei, Takeda Sokaku’nun vefat ettiği 1943 yılına kadar kendini ona adamış bir öğrenci oldu.

Sonraki yıllarda bir gazete muhabiri Morihei’ye, “Aikido‘yu Daito-ryu öğrenirken mi keşfettiniz?” diye bir soru yöneltti. Morihei’nin verdiği cevap ise, “Hayır, aslında Usta Takeda’nın gözlerimi Budo‘ya açtığını söylemek daha doğru olur” oldu. Usta Takeda, Morihei’ye, eğer savaş sanatlarını öğreniyorsa, kazanmak için tüm gücünü kullanması gerektiğini öğretmişti.  Fakat Morihei ne pahasına olursa olsun kazanma fikrinden kuşku duymaya başlamıştı. Bu şüphecilik jutsu‘dan do‘ya, diğer bir deyişle teknik ustalıkla kazanmanın öneminden kendini geliştirme ‘yol’una geçişinde ona rehberlik etti.

“‘Budo’nun kaynağının kutsal sevgi ve her şeyin korunması isteği’ olduğunu anladığım an yanaklarımdan süzülen yaşları engelleyemedim. Bu farkındalıktan sonra, bütün dünyanın evim olduğunu düşünmeye başlamıştım. Güneş, ay ve yıldızlar… Sanki hepsi benimmiş gibi hissediyordum. Mevki, hürmet görme ve dünyevi mülklere karşı arzum tamamen kaybolmuştu. Anlamıştım ki, ‘Budo diğer insanlara kuvvetinle veya silahınla zarar vermek ya da dünyayı silahların gücüyle yok etmekle alakalı değildi. Gerçek budo, evrensel enerjiyi (ki), dünya barışını korumaya, her varlığın uygun bir şekilde oluşmasına, onları geliştirmeye ve tehlikelerden korunmalarına yönlendirmek demekti’. Başka bir deyişle, ‘Budo eğitimi her varlığı korumak ve içinde koşulsuz kutsal sevginin gücünü yeşertmek içindi.’”

yazının tam metnini okumak için

http://www.odtuaikido.org/aikido-hakkinda/aikidonun-kavram%C4%B1-ve-teknikleri/

 



Sayfa Kategorisi: Aikido